Caliph
Administrator
Üye No: 10
Cinsiyet: 
Açtığı Konular:
928
Mesaj Sayısı: 2520
Puan: 473
Caliph
Teşekkür Sayısı :594
211 Mesajına Toplam 280 Kere Teşekkür Edildi
|
 |
« :» |
|
Yarışma sonlandı. En iyi makaleyi seçtik. En iyi makale ödülü alan Beyto03'u tebrik ediyorum. İşte beyto03'ün yarışmayı kazanan makalesi: Önce yazıma makale olduğu için şehit kelimesiyle başlamak istiyorum. Şehit, İslam dininde Allah yolunda vefat etmiş bir müslümana verilen isim ve makam. Zamanla dini anlamından sıyrılıp vatanı uğrunda ölen kimseleri tanımlamak için de kullanılmaya başlanmıştır. Şehit kelimesi "şahitlik eden", "bildiğini söyleyen" anlamlarına gelen Arapça kökenli bir sözcüktür. Kelimenin mastarı "şahitlik" anlamına gelen "şehadet"tir. Şehit sözcüğünün çoğulu "şuheda" ve "eşhad"dır. Evet, arkadaşlar bu konu ile alakalı daha önce yazdığım küçük bir makale hakkında bilgi vereceğim. Bundan yaklaşık 5 sene önce ilkokulda iken “çok gezen mi yoksa çok okuyan mı bilir” isimli münazara için Çanakkale şehitleri ile ilgili bir makale yazmıştım. Ve bu makale ile bizim grubumuz olan çok gezen bilir grubu kazanmıştı münazarayı. Diyeceğim o ki şehitlik o kadar yüce bir şey ki adının geçtiği bir münazarada bile nelere sebep olabiliyor. Ben çocukluğumdan beri tarihimize büyük hayranlık duyarım. Özellikle savaşlar vs. Şehitlik hakkında yazılan çeşitli yazılar, çeşitli şiirler hep dikkatimi çekmiştir. Hep gözüm dolmuş hep tüylerim diken diken olmuştur ve hep onlara layık olmak için elimden geleni yapmışımdır.
Bu kadar giriş yeter umarım. Evet şehitlerimiz… O anlı şanlı şehitlerimiz, asırlar boyunca sonra ki kuşakların iyiliği saadeti için canını veren şehitlerimiz. Biz tarihimiz boyunca vatanına milletine bağlı olan bir toplum olarak tanınırız ve bunu 7 kıtada da bilmeyen yoktur. Bu İslamiyet’ten daha önce devam eden bir durumdur. Vatanımızı o kadar çok severiz ki onun için gözümüzü kırpmadan canımızı verebiliriz. Daha da açarsak inandığımız veya değer verdiğimiz şeyler için yapamayacağımız şey yoktur. Bunu en güzel ifade edebilecek şey olduğunu düşündüğüm bir anıyı sizinle paylaşmak isterim. Bu anı Arıburnu muharebeleri sırasında yaşanan gerçekten bu konuyu özetleyebilecek en güzel anılardan biridir bence. Bu anıyı Mustafa Kemal ATATÜRK, Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır.
“...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... Bu askerlerin önüne kendim çıkarak:
—Niçin kaçıyorsunuz? Dedim. —Efendim düşman dediler! —Nerede? —İşte! Diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye... Düşman da bu tepeye gelmiş... Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum. Kaçan askerlere:
—Düşmandan kaçılmaz, dedim. —Cephanemiz kalmadı, dediler. —Cephaneniz yoksa süngünüz var, dedim.
Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır...”
Gerçekten de, çekilen Türk askerleri mevzi alınca, karşı tarafta mevzi alıp duraklar. Böylece, 57. Alay Öncü Bölüğü'nün Conkbayırına yerleşmesi için gereken süre kazanılmış olur. İşte bu an, Çanakkale Savaşları Kara Harekâtı’nın kaderini belirleyen önemli anlardan birisidir. Böylesine önemli anda kilit rolü oynayan kişi ise, tartışmasız Mustafa Kemal’dir. Bu husus, Çanakkale Savaşları tarihiyle uğraşan Türk ve yabancı bütün uzmanlar tarafından doğrulanıp vurgulanmaktadır. Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat Paşa'nın izniyle, 27. Alay’dan geri kalan birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek üzere 57.Alay'a şu emri verir:
“ Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”
Her duyduğumda veya okuduğumda beni duygulandıran bir anıdır bu. Sizde anlamışsınızdır herhalde damarlarımızda akan kanın verdiği vatan millet sevgisini.
İşte biz bu yüzden şehit diyoruz şehidimiz, şehitlerimiz diyoruz onlara, kanıtlanabilir bir şey oldukları için masal olmadıkları için bu kadar seviyoruz onları ve her seferinde göz yaşarmasa da, tüy ürpermese de, bir şeyler kıpırdanır içimizde şehidimiz dendiği zaman. Uğruna can verdikleri değerlileri de korur, yüceltir, över onları:
“Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler, lakin siz anlayamazsınız.” Bakara Sûresi 154. Âyet
“Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.” Mehmet Akif Ersoy Çanakkale Şehitlerine
Onları Kur’an-ı Kerim yüceltirken ben bize fazla sözün düşmeyeceğini düşünüyorum ve makalemi sonlandırıyorum.
|